Popülist Zamanlar Ölümcül İyimserlikler

Pozitif anlamda bir İslamcı yazar ve düşünür olan Atasoy Müftüoğlu’nun zihin dünyasında dolaşmaya, son eserinden başladım. Üstat; bilinçsiz umutlardan radikal varoluşlara savrulup, romantik uykulardan uyanmaya cesareti olanlar için popülist zamanların ölümcül iyimserliklerini tane tane anlatıyor.

Yazar, uzun makalelerinin birleştirilmesi ile ortaya çıkan bu eserinde İslam’ın ve İslam toplumlarının neden yeni bir şey öğretemediklerini, toplumlara öncülük yaparak onları bir yere götüremedikleri ve her zaman geçmişe takılıp kalmalarının sebeplerini, çoğunluğun yaptığı gibi dış etkiler de aramak yerine tamamen İslam algısını ve Müslüman zihnini merkeze alarak sorgulama yapıyor.

Şimdi gelin, kitabı okurken altını çizdiğim yerleri sizinle birlikte bir kez daha okuyalım ve üzerinde düşünelim.

Çıkarları doğrultusunda kimi zaman kendilerini İslam’a kimi zaman ümmete nispet eden Ulus devletlerde kitlelere sistematik bir biçimde dini ve politik popülizm uyuşturucuları zerk edildiği için hayatın her alanında çok ciddi bir köhneleşmek yaşanıyor.

İslam dünyasında evrensel zihinlerle evrensel bilinç ve yoğunlukla evrensel entelektüel üretim Endülüs’ün düşüşüyle sona erdi. Osmanlılar hiçbir zaman Endülüs’te gerçekleştirildiği gibi evrensel entelektüel zihinler ve içerik üretemediler.

💬 “Sömürgecinin referansıyla bağımsız bir düşünce hayatı kurulamaz.”

Yerli ve milli amaçlar doğrultusunda yapılandıran bir kültürün yerli ve milli sınırlar dışında etki uyandırması entelektüel eleştirel müdahalelerde bulunması beklenemez.

Genç kuşaklar çok derin öngörü yetersizlikleri ile malul hale geliyor. İslam dünyası toplumları büyük ölçüde nostaljide teselli aradıkları için 21 yüzyıla ait İslami bir gündem belirleyemiyor.

Maço toplumlar ve kültürler kendilerini yönetmek üzere her dönemde karizmatik otoriter politik figürlere ihtiyaç duyuyor.

İslami düşünce ve kültür hayatı radikal eleştirilere yabancı olduğu için İslami özgürlüğü cami inşa etme özgürlüğü olarak algılıyor.

💬 “Mumyalanmış geleneklerle, ufukların ötesi görülemez.”

İslam dünyası toplumlarındaki hamaset dili otoriter eğilimleri polip popülist politik figürleri güçlendirirken bu toplumların halklarının düşünsel yeteneklerini de dumura uğratıyor.

İktidar ve istikbar ayrıcalıklarını sürdürebilmek için toplumlarımızda hamaset yoluyla kitlelerin bilinci sömürgeleştiriyor. Hamaset alanı toplumlarımızda düşüncesiz duygusallıklarla büyülenen kadroların ve kitlelerin sığınağı haline gelmiştir.

Sağ milliyetçi mukaddesatçı muhafazakar kadroların kapitalist seküler liberal bir düzenin sınırları ve yasaları içerisinde sahip oldukları politik iktidarın siyasal İslam’ın iktidarı olarak tanımlanması gibi çok büyük bir garabetle karşı karşıya bulunuyoruz.

Batılılar, Yahudi soykırımından yola çıkarak soykırım anılarından birleştirici bir siyaset oluştururken İslam toplumları maruz kaldıkları eşi benzeri görülmemiş emperyalist ırkçı kitlesel mülksüzleştirme gibi çok uzun ve çok derin mahrumiyet dönemlerine rağmen siyasal Bir birlik ve ortak aidiyet için bir türlü harekete geçemiyor.

İslam günümüzde yalnız ya bir uzmanlık konusu haline getirildiği için ahlak ve hukukun kamusal alandan nasıl uzaklaştırıldığını konuşmaya cesaret edemiyoruz.

Türkiye’de, İslami kesimlerin, her vesile ile ve iftiharla bir propaganda klişesi, milliyetçi bir klişe olarak kullanageldikleri “Fildişi Kule” kurgusu olan “Anadolu İrfanı’nın” ne kadar büyük bir yanılsama olduğunu görmek, anlamak gerekir.

💬 “Bilinçsizlik, daimi hiçliktir.”

İslam toplumlarında kendi kabilelerinin ve kendi kabile şeflerinin kibirli bencillikleri ile bütünleşen topluluklar bu kibirli benzinlikleri açmaları gerekirken bunu yapmak istemiyor bu nedenle de maalesef entelektüel bütünlük bilincini bütünüyle imkansız kılıyor.

Kendisini İslam’a nispet eden bir toplumda genç kuşakların büyük bir çoğunluğunun geleceklerini Batı ülkelerinde arama ihtiyacı duyuyor olmaları ilgili toplumlarda içerisinde yaşadığımız toplumda da bütün romantizmlerin ve soyut umutların karaya oturduğunu gösterir.

💬 “Hayatlarını tek akla hapseden kadrolarla ancak antikacılık yapılabilir.”

Günümüzde İslam toplumlarında halen tayin edici bir karizmatik lider kültü ne bağlılık kitlesel bir gönüllü kulluk yeni bir putperestlik durumu oluşturuyor.

Kendilerini muhafazakar olarak tanımlayan kesimler sahip oldukları iktidar ayrıcalıklarını kaybetmemek için Makyavelist bir muhafazakarlıkla Makyavelist bir dindarlık icat ederek bütün ufukları karartan yıkıcı bir gelenek oluşturdular.

İslam toplumları İslami meşruiyet ve bütünlüğü kamusal ve siyasal alanda somut olarak tesis etmedikleri takdirde iki ölümcül seçenek ile karşı karşıya kalacaklardır. Bu toplumlar ya modern seküler yorumun belirlediği dünya görüşüne ve küresel iktidarına dahil olacaklar ya da sömürge toplumu olma konumunu sürdüreceklerdir.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.