Covid-19 Salgınının Sağlık Çalışanları Üzerinde Oluşturduğu Pratik ve Teolojik Etkiler

Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi Sosyoloji bölümünde sonuna geldiğim eğitimimin son döneminde, bitirme tezi sayılabilecek Sosyolojide Araştırma ve Uygulamalar dersi için yazdığım ve geçer not alan “Covid-19 Salgınının Sağlık Çalışanları Üzerinde Oluşturduğu Pratik ve Teolojik Etkiler” başlıklı makalemi istifadenize sunuyorum.

COVID-19 SALGINININ SAĞLIK ÇALIŞANLARI ÜZERİNDE OLUŞTURDUĞU PRATİK  VE TEOLOJİK ETKİLER

Süleyman ÜSTÜN

Öz

Aralık 2019 tarihinde, Çin’in Hubei bölgesinin başkenti olan Vuhan’da ortaya çıkan COVID-19 veya koronavirüs salgını, kısa sürede tüm dünyaya yayılarak toplumlar üzerinde bir etki yarattı. Toplumun tüm kesimlerinde olumsuz bir etki oluşturan salgın, öncelikle ve özellikle sağlık çalışanlarını etkiledi. Bu makalede, COVID-19 salgınının sağlık çalışanları üzerinde yarattığı etkiler; sınıfsal, inançsal ve bir hareket felsefesi olarak mesuliyet duygusu açısından değerlendirilecektir.

Anahtar Kelimeler: Covid-19, Salgın, Sağlık Çalışanları, Toplumsal Sınıf, Sınıf Çatışması, Risk, Mesuliyet Duygusu, Din, Çalışma Barışı, Pandemi, Salgın, Ücretli Emek, Yeni Normal, Sürdürebilir Kalkınma, Sürdürebilir Yaşam

Giriş

Covid-19 pandemisi, 11 Mart 2020’de Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel salgın ilan edildi. [1] 13 Mart 2020’de Avrupa’nın artık koronavirüs krizinin merkez üssü hâline geldiği bildirildi. [2] Dünya geneline yayılan COVID-19 salgınının Türkiye’deki ilk tespit edilen COVID-19 vakasının 10 Mart 2020’de olduğu Sağlık Bakanlığı tarafından açıklandı. Ülkedeki virüse bağlı ilk ölüm ise 15 Mart 2020’de gerçekleşti. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 1 Nisan 2020’de yaptığı açıklamada; koronavirüs vakalarının tüm Türkiye’ye yayıldığını söyledi. [3]

Salgının, toplum tarafından hissedilen düzeyde yayılmasından sonra çeşitli önlemler alınarak medya vasıtasıyla halk bilinçlendirildi. Çok bulaşıcı ve öldürücü olan virüsün ciddiyeti, toplum tarafından kanıksanınca herkes evlerine kapandı ve zorunlu olmadıkça dışarıya çıkmadı. İşyerleri, ya kapandı ya da kısıtlı çalışmaya geçti. 11-12 Nisan 2020’de ise, 2000 yılındaki nüfus sayımından 20 yıl sonra ilk kez geniş çaplı bir sokağa çıkma yasağı ilan edildi. İçişleri Bakanlığı, Türkiye nüfusunun yüzde 78’ine denk gelen 64 milyon kişinin yaşadığı 30 büyükşehir ile akciğer hastalıklarının sık görüldüğü Zonguldak ilinde hafta sonu iki gün boyunca sokağa çıkma yasağı uygulanacağını iki saat öncesinden duyurdu. Böylece; dışarıya çıkmadan yaşamını idame ettirebilecek geliri olanlar evlerine kapanarak hayatlarına devam ettiler, çalışmak zorunda olanlar ise mecburen dışarıya çıkmak zorunda kaldı.

Toplumun birçok kesimi, oluşan bu yeni duruma ayak uydurdu ve toplumsal değişme yaşandı. Rutinler rafa kaldırıldı ve yeni bir normal yaşam oluşmaya başladı. Kimisi, evden çalışmayı yeni normal yaparken, kimisi uzaktan ve esnek çalışma yöntemine geçerek başka bir normal yaşama geçti. Sağlık çalışanları ise salgının ilk gününden itibaren risk altında normal çalışmasına devam etmek durumunda kaldı. Pandemi, aradan geçen yaklaşık 1 yıllık süre zarfında sağlık çalışanları üzerinde çeşitli etkiler bıraktı.

  1. Sınıfsal Çatışma

Salgının, sağlık çalışanları üzerindeki etkisi düşünülünce ilk önce, çalışanların pratik yaşamına odaklanmak gerekir. Doğası gereği sağlık çalışanları ücretli emekçilerdir. Emek ve emekçi söz konusu olduğu zaman başvurulması gereken en ünlü düşünce sistemi Marksizm olacaktır.

19. yüzyılda yaşamış Alman filozof, politik ekonomist ve bilimsel sosyalizmin kurucusu Karl Marx tarafından ortaya atılan tarihsel materyalizm görüşüne göre; “Şimdiye kadarki bütün toplumların, sınıf savaşımları tarihidir. Özgür insan ile köle, patrisyen ile pleb, bey ile serf, lonca ustası ile kalfa, tek sözcükle, ezen ile ezilen birbirleriyle sürekli karşı-karşıya gelmişlerdir. Kesintisiz, kimi zaman üstü örtülü, kimi zaman açık bir savaş, her keresinde ya toplumun tümüyle devrimci bir yeniden kuruluşuyla ya da çatışan sınıfların birlikte mahvolmalarıyla sonuçlanan bir savaş sürdürmüşlerdir.”

Mesele, bu sınıfsal çatışma açısından ele alınacak olursa anlamlı bir tespit yapma imkânı çıkacaktır. Öncelikle salgın sürecinde sağlık çalışanlarını korumak ve girdikleri riske karşılık olarak aldıkları ücretlere ilave bir ek ödeme sistemi getirildi. İlk bakışta çok iyi gibi görünmesine karşın, ödemelerin fiili olarak yapılan işe göre değil unvanlara göre verildiği anlaşıldı. Dolayısıyla pandemi sürecinden hiç etkilenmeyen bir sağlık çalışanı ek ödeme alırken, Covid-19 poliklinikleri, yoğun bakım üniteleri ya da servislerinde çalışmasına rağmen bu ek ödemeyi alamayan sağlık çalışanları maddi olarak olumsuz etkilenmişlerdir.

Çalışanların, maddi durumunu iyileştirmenin yanı sıra fiziki durumlarını da iyileştirmek için yapılan düzenlemelerde ise başka sorunlar ortaya çıkmıştır. Örneğin; Covid hastası ile temaslı olarak çalışmak zorunda olan doktor, hemşire, sağlıkçı gibi sağlık hizmetleri sınıfında görev yapan kadrolu ve örgütlü çalışanlar fiziki ortam sağlanması için yaptırım sağlayabildi ve hatta sağlanmadığı ortamlarda yasal haklarını kullanarak çalışmama haklarını kullanabildiler. Ancak aynı fiziki koşullarda çalışan, temizlik ve yemek gibi işleri yürüten iş güvencesiz ve örgütsüz çalışan yardımcı hizmetler personeli ise koruyucu ekipman alamadı, çalışmama hakkını kullanamadı ya da bu sebeple hastalık kaptı.

İşte bu örneklerden de anlaşılacağı üzere salgının her ne kadar fiziki şiddet düzeyinde olmasa bile sınıfsal bir çatışmaya sebep olduğu en azından iş barışını bozduğu söylenebilir.

2. Dini Anlamlandırma

Meselenin pratik yaşamdan sonra bir de inanç dünyası ile ilgili tarafına bakmak, doğru bir yargıya varmada sağlıklı olacaktır.

İskoç filozof, ekonomist ve tarihçi David Hume, Dinin Doğal Tarihi (Natural History of Religion) ve Tabiî Din Üzerine Diyaloglar (Dialogues on Natural Religion) adlı çalışmalarının birleştirilerek oluşturulan Din Üstüne adlı eserinde dinin gereksinimini ve ortaya çıkış sebeplerini irdeler.

Hume (1983)’de; “İnsan duygularından herhangi biri –korku kadar umut, acı kadar şükran duygusu da- bizi görünmez, zekâ sahibi güç kavramına götürebilir. Fakat kendi yüreklerimizi yoklar ya da çevremizde olanları gözlemlersek, insanların sevindirici tutkularından çok daha sık keder yüzünden dize geldiklerini görürüz.” der.

Buna göre insan, zorlukla karşılaştığı zaman bir yaratıcıya olan inancı artmaktadır. Salgın’ın ilk günlerinde küresel düzeyde bir çaresizlikle karşı karşıya kalan toplumlar bu kaygılarını dini duyguları ile gidermeye yöneldiler. Hume’e göre din ve ölüm sonrası yaşam inancının adalet duygusunun bir tezahürü olduğu göz önünde bulundurulacak olursa toplumun her ferdi gibi sağlık çalışanlarının da bu olumsuz koşullara rağmen yılmadan çalışmaları, benliklerinde yaşadıkları bu din duygusuna bağlanabilir.

3. Mesuliyet Duygusu

Salgının sağlık çalışanları üzerindeki etkileri incelenirken; pratik yaşamlarına ve dini arka planına bakıldı. Bunun devamı olarak inanç dünyasının pratik hayata bir yansıması olarak mesuliyet duygusunu da ele almak gerekir.

Salgın ve sağlık çalışanları kavramları düşünüldüğünde akla ilk gelen görüntü; aylardır çocuğunu göremeyen yoğun bakım çalışanlarının camın arkasından onları görmesi, yoğun bakım personelinin yorgunluktan bir köşede uyuyup kalması ve aşı çalışmaları yapan sağlık emekçilerinin çalışmaktan bitap düşmüş halleri olacaktır. Peki onları bu hale getiren motivasyon ne olabilir?

Fransız katolik düşünür Maurice Blondel; “Hareket, insanla Allah’ın bir terkibidir.” der. Türk yazar, akademisyen ve fikir adamı Nurettin Topçu ise Hareket Felsefesi (2020) makalesinde mesuliyetin onda yaşayan hakikat olduğunu öne sürer. Topçu; binyıllardır süren varoluş felsefesinin iki kavramı olan varlık ve öze bir de hareket ekleyerek, hareket olmayan yani bir anlamda mesuliyet duygusu olmayan varlığın bir mana ifade etmediğini savunarak hareketi, teolojik bir kavram haline getirmiştir.

Hume’un, görünmez bir güce inanma yolundaki evrensel eğilim düşüncesi ve Topçu’nun Blondel’in Action adlı eserinden özetlediği Hareket Felsefesi (2020) perspektifinden bakılırsa; salgının ilk gününden itibaren sağlık çalışanlarının aldığı riskler ve yaptığı fedakârlıkları işte bu dini anlamlandırmaya karşılık, kazandıkları mesuliyet duygusu ile açıklamak mümkündür.

Sonuç

Küresel Covid-19 salgınının, sağlık çalışanları üzerinde etkileri, ilk önce pratik yaşamları bakımından fiziki ve mali çalışma durumları açısından değerlendirildi ve hizmet sınıfları açısından ortaya çıkan farklılıklara dikkat çekilerek bu alandaki olumsuz etkileri açıklandı. Fiziki zorlukların doğurduğu duygusal durumlar, çalışanların inanç dünyası irdelenerek içine girdikleri manevi -maden yaşam odaları- durum üzerinden durum tespiti yapıldı ve son olarak bu manevi tekâmülün ortaya çıkardığı mesuliyet duygusu ile inanılması güç zorluklarla nasıl başa çıktıkları açıklanmaya çalışıldı.

Sonuç olarak toplumu küresel seviyede etkileyen bu salgın sürecinin bir süre daha uzayacağı düşünülecek olursa; hem yeni normal kavramıyla izah edilen toplumsal bir değişme olacağı hem de sağlık alanında bir dönüşümün kaçınılmaz olduğu görülecektir.

Netice itibariyle; Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (United Nations Development Programme) kapsamında ortaya atılan Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) evrensel eylem çağrısının Covid-19 küresel salgınından sonra; “Sürdürebilir Kalkınma” yerine “Sürdürebilir Yaşam” eylemine dönüşmesi gerekmektedir.

Kaynakça

1- “Confirmed 2019-nCoV Cases Globally.” 30 Ocak 2020.  (https://www.cdc.gov/coronavirus/2019-ncov/locations-confirmed-cases.html) Erişim tarihi: 30 Aralık 2020.

2- “DSÖ: Avrupa artık koronavirüs krizinin merkez üssü haline geldi” 13 Mart 2020. (https://www.aa.com.tr/tr/dunya/dso-avrupa-artik-koronavirus-krizinin-merkez-ussu-haline-geldi/1765444) Erişim tarihi: 30 Aralık 2020.

3- “Sağlık Bakanı Koca: 63 kişi daha Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetti” 1 Nisan 2020. (https://www.aa.com.tr/tr/koronavirus/saglik-bakani-koca-63-kisi-daha-kovid-19-nedeniyle-hayatini-kaybetti/1788368) Erişim tarihi: 30 Aralık 2020.

Marx, Karl ve Engels, Friedrich, Komünist Manifesto, Yar Yayınları, 2015.

Hume, David, Din Üstüne, Kaynak Yayınları, 1983.

Topçu, Nurettin, Hareket Felsefesi, Dergah Yayınları, 2020

You may also like...

4 Responses

  1. Servet dedi ki:

    Tebrik eder başarılarının devamını dilerim. Çok güzel anlatım olmuş.

  2. Mehmet Bayrak dedi ki:

    “Sürdürülebilir Yaşam” ve bileşenleri.
    Kalemine sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.