Ali Fuad Başgil – Gençlerle Başbaşa

Muvaffakiyetin ilk düşmanlarını; tembellik, kötü arkadaş ve kötü örnekler olarak niteleyen Ali Fuat Başgil’in gençlere tavsiyeleri çok kıymetli. Kendisinin esinlendiği Jules Payot’un İrade Terbiye’leriyle birlikte okunursa çok daha verimli olacaktır.

İnsan tembel bir hayvandır yalnız ben sana ben sana şunu söyleyeyim ki tembellik insanın karşısına çıkıp da mertçe savaşan bir düşman değildir. Eski peri hikayelerindeki kahramanlar gibi şekilden şekle giren ve bin bir hile kullanarak seni alt etmeye çalışan bir namerttir.

Gittiğin yolda, ikinci bir tehlikeli düşmanın adı da kötü arkadaştır. Arkadaşın kötüsü bir gencin başına gelebilecek kötülüklerin en kötüsüdür. Arkadaş olacağın kişide arayacağın şartlar çalışkanlık dürüstlük ve iyilikseverlik olmalıdır.

Muvaffakiyet yolunda senin bir düşmanın daha vardır ki bu kötü örneklerdir. Kiminin ayağına çelme takmak kiminin gözüne kül atmakla servet’e mevki ve şöhrete kavuşmuş ehliyet ve liyakat derinin üstündeki yerlere oturmuş insan kılığındaki hayvanlar ve parazitlerdir. Bunlar, karınca sabrı ile çalışıp kazanmak da ki emsalsiz hayatın tadını maalesef kaçırırlar. Bunlar ahlak düşkünlüğünü bir zeka eseri sanır namuslulukla alay eder ve aldatmak suretiyle ulaşmayı bir başarı sayarlar. Bunları hayatım için rehber alma.

Bunların haricinde kötü kitap ve kötü hocanın sana yapacağı kötülükten de bahsetmek gerekir fakat bu kötülükler ile uğraşmak sana değil memleketin eğitim hizmetleri başında bulunanlara düşer.

Senin elinde bütün bu düşmanlara karşı koyacak kuvvetli iki silahın vardır: Birisi iradeli olmak, öbürü çalışmak.

Muvaffakiyetin ilk şartı iradeli olmaktır. İnsan zekası ve bilgisi ile değil ancak iradesi ile insandır. Zeka ve bilgi az çok hayvanda da vardır. İnsanı sadece hayvandan değil insanları da birbirinden ayıran ve aralarında üstünlük ve aşağılık farkları yaratan ruhi kuvvettir. İlgili hatta bilgisiz insanlardan muvaffak olanlar çok görülür fakat zayıf iradeli insanlardan muvaffak olmuş ve yükselmiş tekbir misal gösterilemez. Saadet, gayret ve irademizin kuvvetiyle zapt edebileceğimiz bir kaledir.

İrade benliğimizin dış ailemle temasını temin eden fiil ve hareketlerimizin tamamıdır. Kainat bir denizdir biz insanlarda bu hayat gemisinin yolcularıyız. Geminin hareketleri bizim dışımızda gerçekleşir biz ise kendimize mahsus bazı hareketler yapıyoruz. Kendi hareketlerimizin de bazıları yine bizim kontrolümüz dışında gerçekleşiyor.

Hayvanlar aleminin neredeyse tamamını kontrol eden hareketler yani içgüdüler insan hayatının da büyükçe bir kısmını idare etmektedir. Mesela kovan hayatı yaşayan arılara bakalım. Bu hayvanlar binlerce yıldır aynı şekilde petek yapar aynı şekilde bal toplarlar. Yine aynı şekilde kuşlar ve örümcekler aynı şekilde yuva ve ağlarını yaparlar. İşte bu değişmez eylemlerine insiyaki hareketler denir.

Bu hareketlerden ikincisi yiğit’i fiyatlardır yani alışkanlıklar. Ner genellikle doğuştan elde edilir tamamıyla bir cinse ait olmalarına karşın alışkanlıklar ise sonradan edinilir ve tamamen bireyseldir. Selam sigara içmek yerlere tükürmek içki kumar gibi alışkanlıklar tamamen etraftan görülüp yapılan ve zamanla otomatikleşen hareketlerdir. Alışkın olmayan için içki sigara kumar asla ihtiyaç ifade etmez fakat bir defa alışınca bunlar ekmeği ve suya olan ihtiyaç kadar dayanılması güç birer ihtiyaç haline gelir. Alışkanlıkların başlangıcı tekrar eden hareketler serisinin ilk hareketidir. Sigara içmeye ilk sigaradan içki içmeye ilk kadehten başlar. Dolayısıyla kediyi fare tutmaktan vazgeçiremezsiniz ancak irade sayesinde insan o ilk hareketi yapmamayı başarabilir.

Benliğimizin dışında cereyan eden hareketlerden bir diğeri de telkinli hareketlerdir. Telkin, bize herhangi bir şey hakkında bir fikir vermek ve bu sayede inancımızı kazanarak bizi bir harekete sevk etmek için maruz bırakıldığımız söz veya fiil şeklindeki tefsirdir. Kötü bir arkadaşın sözleri veya hareketleri ile üzerimizde yaptığı tesiri en iyi söz ve nasihat yapamaz.

Bir de şuurlu dediğimiz faaliyetler yani şuurum uzun altında akıl ölçeği ile iyice ölçüp taktıktan sonra karar vererek yaptığımız hareketler vardır. İşte irade dediğimiz ruhi meleke ve manevi enerji tam da budur.

Farz edelim ki bir öğlen üstü fakülteden yemeğe diye çıkmışsın yemekten sonra kütüphaneye gitmek üzere önünden geçtiğin bir kahvehanede birkaç arkadaşını tavla başında görüyorsun. Sana hep bir ağızdan kollarını kaldırarak gel diyerek işaret ediyorlar. İlk anda hemen oraya gitmek için can atıyorsun kahvenin şamatalı havası tavla pullarının şakırtısı gençliğin şakrak kahkahaları seni içine çekiyor. Bir telkinin hatta belki de sende mevcut olan kahve ve tavla alışkanlığının sürükleyici kuvvetine dayanamayarak kütüphaneye gitmekten vazgeçmek üzeresin. Ama beyninde Şimşek sureti ile yaptığın muhakeme sonucunda ani ve kesin bir kararla kütüphaneye gitmeliyim diyor ve oradan ayrılıyorsun. İşte bu kararla sen iyilik ve muvaffakiyet yolunda aklını ve iradesini kullandın telkin ve itiyadın otomatik sürükleyişine karşı iradenle direnip dayandın.

Bir muhtaca yardım elini uzatan bir hayır sahibi ile bir masumun canına kıyan bir caniyi ele alalım. Bunların ikisi de düşünüp karar veriyor ve fiillerini gerçekleştiriyorlar. O halde iradeyi kör ve mutlak bir Ruhi kuvvet olarak değil ahlaki manada ele almak ve aklın iyilik yolunda dönüşüp karar vermesi fiil ve hareketlerin iyisini faydalısını kötüsüne ve zararları sına tercih etmesi şeklinde anlamak lazım gelir ki buna ahlaki irade denir.

Aynı görüş ve duruşta aynı bir Hadise karşısında aynı kederi duyup aynı reaksiyon gösteren iki kişi yoktur. Kişilerin bu manevi yapısı ile Ruhi hususiyetleri onda belirli bir duyuş ve hareket tarzı yaratır ki buna da karakter huy tıynet veya seciye denir.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.