Kaynağa Geri Dönmek

Popüler bir Müslümanlık için ilk bilinmesi ve uyulması gereken kurallar; İslam’ın ve imanın şartlarıdır. Ancak çoğu zaman kimse bunları, doğru düzgün sayamaz. İnsanoğlunun, sayamadığı bir şeye inanması ve onları uygulaması da elbette düşünülemez. Ama nedense; biz bunları bilmediğimiz, bilmediğimiz için de uygulamadığımız halde kendimizi kazanan grubun içinde sayarız. Bu durum; 120 soruluk sınavda 20 soruyu bile yapamadığımız halde kendimizi derece yapanlar içinde görmemiz gibi abestir.
Bu yazıda; devasa bir inanç külliyatını bir kenara bırakıp, meselenin özüne dikkat çekerek, nereden başlamamız gerektiğini göstermeye çalışacağım. Eğer İslam dininin özünü bir cümleyle anlatmam gerekseydi; “la ilahe illallah” ve “elhamdü lillahi rabbil alemin” derdim. Çünkü ilki ile, Allah’tan başka kutsanacak/tapınacak başka hiçbir şey olmayacağı görüleceği gibi, ikinci ile övgünün de sadece ve sadece ona olması gerektiği anlaşılıyor.
“Eee ne var bunda? Biz de zaten öyle yapıyoruz.” diyorsanız, lütfen bir kez daha düşünün. Eğer öyle olsaydı, yüce rabbimiz; “O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın.” (Cin, 18) demezdi. Bunu hem tapınma hem de övgü olarak düşündüğümüzde mesele berraklaşıyor değil mi? Allah’ı tek tapınacak varlık olarak görüyoruz fakat sosyal, kültürel, mezhepsel farklarla tarih boyunca çeşitli kulları överek onlara kutsiyet atfediyorsak, 1×0=0 olduğu gibi inancımız sıfırlanıyor. Veyahut tersinde de 0x1=0, durum değişmiyor. Eğer buradaki o hassas dengeyi yakalayamazsak; “Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler.” (Zümer, 3) ayetindeki gibi apaçık bir şirke düşebiliriz. Bunu da atalarımız; şeytanın sağdan yaklaşması olarak metaforize etmişler.
Bu dengeyi sağlayabilmek için yapılması gereken tek şey Matrix’deki gibi kaynağa geri dönmek. Eğer kaynağa geri dönebilirsek, içinde bulunduğumuz sanal dünyanın farkına varabilir, bize din adı altında telkin edilen yanlış yol tabelalarından kurtulabiliriz. Ve nihai kurtuluşa erebilmek için de ne yapılması gerektiğini öğrenebiliriz. Elbette bu durumda bizim kaynağımız, Kuran-ı Kerim’dir. İşte bu iki noktayı kavrayabilen Müslüman, Mümin olur ve öz farkındalığına ulaşarak Matrix içindeki sıradan bir karakterden Neo’ya dönüşür. Aksi taktirde; ajanların, kahinlerin, koruyucuların, anahtarcıların, trencilerin bize söyledikleri sanal gerçekliklerle hayatımızı boşa geçirir ve sonunda bir atık olarak makine dünyasının foseptik çukurlarında kaybolur gideriz.