Her yönetim biçimi her ülkeye uymaz

Bugün, Cenevreli filozof ve yazar Jean-Jacques Rousseau’nun 250 yıl öncesinden bizlere ışık tutan Toplum Sözleşmesi adlı eserinden bir alıntı yapacağım.

Siyasi fikirleri, Fransız Devrimini etkilemiş olan, düşünceleri özellikle, Devrim’den sonra kurulan yeni devletin kalkınmasında, toplumun sosyal yapısında ve eğitim sisteminde etkili olan Rousseau, Toplum Sözleşmesi eserinde yönetim biçimlerini sıraladıktan sonra önemli bir ayrıntıya dikkat çekiyor.

Özgürlük her ülkede yetişen bir meyve olmadığı için her ulusun elini uzatıp erişeceği bir şey değildir.” diyen Rousseau, devlet yönetiminde Yasama, Yürütme ve Yargı ayrımını tarihte ilk defa yapan, asıl adı Charles-Louis de Secondat, baron de La Brède et de Montesquieu olan ama daha çok Montesquieu adıyla bilinen, Fransız politik düşünürden bu ilkeyi alıntılayarak; “Hakkında insan ne kadar düşünürse doğruluğunu da o kadar ayrımsar ve aynı ilkeye ne kadar karşı çıkılırsa doğruluğu yeni kanıtlarla o kadar ortaya çıkar.” diyor.

Rousseau’ya göre; “Devlet, dünyadaki bütün yönetim biçimlerinde hiçbir şey üretmeden tüketir. Peki bu tüketilen şeyin kaynağı neresidir? Üyelerinin emeği. Kamunun ihtiyacını özel kişilerin ihtiyaç fazlası üretimi karşılar. Bundan çıkacak sonuç da devletin yalnızca insanların emeği kendi ihtiyaçlarından fazlasını ürettiği sürece ayakta durabileceğidir.”

Demek ki; devlet kutsal bir yapı değil sadece üyelerinin ihtiyaç fazlası üretimi ile ayakta kalabilen bir yapıdır. Daha modern bir ifadeyle devlet, üyelerinin ihtiyaçlarını karşılamak için oluşturulmuş bir yönetim aygıtıdır.

İşte tam bu noktada Rousseau’nun ayrımı çok önem arz ediyor zira bu ihtiyaç fazlası üretimin her yerde aynı olmadığı ve dolayısıyla da yönetimlerin de buna göre farklılaşacağını düşünen filozof, şöyle devam ediyor: “Ama bu fazlalık, dünyanın her yerinde aynı değildir. Pek çoğunda bol miktarda, birazın da orta ölçüde, başka bir azındaysa yok denecek kadardır. Bu ilişki, ülkedeki iklime, toprağın gereksindiği emek türüne, ürün türüne, halkın gücüne, halk için zorunlu tüketimin az ya da çok oluşuna ve bu ilişkileri gerektiren diğer ilişkilere bağlıdır. Bununla birlikte yönetimlerin hepsi aynı yapıda değildir. Az ya da çok tüketenler vardır ve aralarındaki farkların dayandığı ilke şudur: Kamu katkıları, kaynaklarından uzaklaştıkça ağırlaşan bir yüktür. Bu yükün ağırlığını, alınan vergilerle değil aynı vergilerin çıktıkları ellere dönmek için aldıkları yolun uzunluğuyla ölçmek gerekir. Bu dolaşım, hızlı ve iyi düzenlenmiş olduğunda ödenen vergi toplamının önemi yoktur. Halk sürekli zengindir ve ekonomi her zaman yolundadır. Bunun tersinde halk ne kadar az verirse versin bu az ona geri dönmediğinde hep verdiği için tükenir. Devlet zengin değildir ve halk dilenci konumundadır.”

Benim adeta çarpıldığım ve beynimin en uç noktalarına kadar giden bu nöron patlamasının sebebi ise; yönetim biçimlerini halkın vergilerinin kendilerine geri dönüş hızına bağlıyor olmasıdır. Öyle ki; bu bakış açısıyla verginin boyutu önemini yitiriyor ve vatandaşa geri dönüş süresi öne çıkıyor.

Modern anayasaların fikir babası olan Rousseau, bu tespitleri yaptıktan sonra yine akıllara durgunluk verecek bir açıklama ile vergilerin geri dönüş hızından, başka bir ifadeyle vatandaşların katkı maliyetlerinin yüksekliği ile bir kategorizasyon yaparak hangi tip ülkelere hangi tür yönetim biçimi gerektiğini çok somut ifadelerde ortaya koyuyor: “Buradan varılacak çıkarsama şudur ki; halkla yönetim arasındaki mesafe arttıkça katkı maliyeti yükselir. Böylece; demokraside halkın yükü en az düzeydedir, aristokraside çok daha fazla, monarşide en ağır yükü halk taşır. Öyleyse monarşi, yalnızca fazlasıyla zengin uluslara aristokrasi, zenginlik gibi orta büyüklükte devletlere, demokrasi ise küçük ve fakir ülkelere uygundur.

Bu bilgiler ışığında insan düşünmeden edemiyor: Acaba bizim ülkemiz hangi kategoride ve hangi yönetim biçimi bize daha uygun? Tabi bundan sonrası siyasete girdiği için her zaman olduğu gibi bunu da akademik düzeyde ele alarak, bu bilginin siyasi yorumunu okuyucunun kendisine bırakıyorum.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.