Seyahatname – İbn Fadlan

Bugün, 10. yüzyılda yaşamış bir Arap din bilgini ve gezgin olan İbn Fadlan’ın seyahatnamesinden bahsedeceğim.

İbn Fadlan, Abbasi halifesi Muktedir’in 921’de İdil Ön Bulgarları hükümdarı Almış Han’a gönderdiği heyette yer aldı ve gözlemlerini, Rihla yani Seyahatname adındaki ünlü eserinde aktarmıştır.

İşte bugün sizlere; geçtiğimiz hafta okuduğum ve Ramazan Şeşen’in çevirisiyle Yeditepe Yayınları’ndan çıkan bu eserden aldığım notları paylaşmak istiyorum.

Fadlan, kitapda; Volga Ön Bulgarlar’nın ülkesi ve halkına ilişkin gözlemleri yanı sıra, yolculuğu sırasında gördüğü yerler ve halklarla ilgili önemli bilgiler de aktarmıştır. Bunlar arasında, Oğuzlar, Başkırtlar, Ön Bulgarlar ve Peçenekler ve Tatarlar da vardır. Maveraünnehir’de henüz devlet öncesi bir düzende yaşamakta olan Türklere (Oğuzlara) ilişkin gözlemler yapmıştır.

Şimdi isterseniz kitapta, Oğuz Türkleri ile ilgili bölümlerden almış olduğum notlara geçelim.

Oğuzlar Büyük tuvalet yaptıkları işedikten sonra temizlenmezler cünüplükten ve diğer şeylerden dolayı yıkanmazlar su ile ilişkileri yok gibidir.

Kadınları erkeklerinden ve yabancılardan dolayı örtülmezler gizlenmezler aynı şekilde kadın insanlardan bedeninin hiçbir yerini gizlemez.

Zina diye bir şey bilmezler birinde böyle bir şey görürlerse onu 2 parçaya bölerler ağaçların dallarını bir yere getirip failin ellerini ayaklarını ağaca bağlarlar sonra o dalları serbest bırakırlar adam ikiye ayrılır.

Tüccarlar ve başkaları onların yanında yıka namazlar ancak geceleyin gizlice yıkanabilirler onlar birinin yıkandığını görürlerse kızarlar bu adam bize sihir yapmak istiyor zira suya bakıp bir şeyler anlamak istiyor derler.

Türk’ün yurdundan bilmediği bir insan geçse ona ben senin misafirin im develerin den hayvanlarından malından şu kadar ihtiyacım var dese Türk ona istediğini verir.

Oğuzlardan biri hastalanınca cariyeleri köleleri varsa ona bakarlar ev halkından başka bir kimse ona yaklaşamaz hasta için çadırlardan uzak bir yerde bir çadır kurarlar hasta ölünceye veya iyileşinceye kadar orada kalır Hassa köle veya fakirse onu kıra atıp bırakırlar.

İçlerinden birisi ölürse ev gibi onun için bir çukur kazarlar ölüye gömleğini giydirirler kemerini takarlar yayını kuş andırırlar eline içinde şarap olan ağaçtan bir kadeh verirler her şeyini getirip bu oda gibi mezara koyarlar. Hayvanlarından bazılarını keserler bunlar cennete giderken bineceği hayvanlar derler. Ölen kişi sağlığında insan öldürmüş s öldürdüğü kişi kadar ağaçtan suret yontup mezarının başına dikerler bunlar onun hizmetçileri cennette ona hizmet edecekler derler.

Türklerin hepsi sakallarını tıraş eder, bıyıklarını bırakırlar.

Oğuz Türklerinin hükümdarına Yabgu denir, bu hükümdarın ünvanıdır. Oğuzların başına geçen her kişi bu ünvanı alır. Onun vekiline Kuzerkin denir, yine onlardan her reisin naibi ne aynı ünvan verilir.

Huzeyfe’den şöyle rivayet edilir: “Türkler Kufe şehrini, Hazarlar el-Cezire, Rumlar Şam bölgelerini işgal edecekler.” Hazreti Peygamberden ise, “Türkler Irak halkını ülkelerinden mutlaka çıkaracaklar.” diye rivayet edilir. Hz. Ömer valilerine “Türklerden birine rastlarsanız boynunu vurun. Şüphesiz onlar 200 H. yılından sonra isyan edecekler. Onlar ortaya çıkınca sizin elinizdekileri elde etme arzuları kendi ellerindekinden daha fazla olacak” diye yazdı.”

Hz. Peygamber’den “Türkler ümmetime verilen nimeti ilk önce gasbedecek kavimdir.” dediği rivayet edilir. İbn Abbas’tan “Vallahi, çekiçle dövülmüş gibi kırmızı yüzlü kavimler galip gelinceye kadar Hilafet benim oğullarımda kalacak” dediği rivayet edilir. Ebu Hureyre’den ise “Geniş yüzlü, yayvan burunlu bir kavim gelip atlarını Dicle kıyısına bağlamadıkça kıyamet kopmaz” dediği rivayet edilir.

Türk ülkelerinde değerli fenek (korsuk), samur bulunur. Türkler bütün milletler içinde en iyi ok atandır. Onlardan bir adamın erkek çocuğu doğarsa büluğa erinceye kadar onu bakar, yetiştirir. Büluğa erince ona bir yay ile oklar verir. Evinden çıkarır, “Çarene bak”. Bundan sonra çocuğu yabancı sayılır. Çocukları hususunda adetleri böyledir.

Onlardan bir kısmının oğulları, kızları evlendirmeleri şu şekildedir: Kızlarının başları açıktır. Bir adam evlenmek istediği kızın başına bir başörtüsü atar. Bunu yapınca kız eşi sayılır. Kızın ne babası ne de kardeşi onu engelleyebilir.

Hakan’ın yanına girdiğim sırada bir eğer yapıyordu. Tercümana “Bu adam kim?” dedi. O da “Arapların hükümdarının elçisi” dedi. Hükümdar “Benim hizmetkârım olan mı?” dedi. Tercüman, “Evet” dedi. Hakan, benim eti bol, ekmeği az bir evde oturmamı emretti. Günlerden bir gün, her biri bir sancak taşıyan 10 kişiyle atına bindi. Beni de bir ata bindirip hareket etti. Etrafında orman olan bir tepeye çıktı. Güneş doğunca yanındaki 10 kişiden birine sancağını açmasını emretti. O sancağını açınca “cah, cah” diyerek 10.000 silahlı asker geldi. Kumandanlarıyla tepenin altında durdular. Hakan’a selam verdiler. Hükümdar (hakan) yanındakilere birer birer sancağını açmasını emrediyor, açınca 10.000 silahlı süvari gelip tepenin altında duruyorlardı. Tepenin altında 100.000 süvari toplandı. Hükümdar (hakan) tercümana dönüp “Bu elçiye söyle, efendisine söylesin. Bunlar arasında kan alan (tabib), ayakkabıcı, terzi yok. Müslüman olurlarsa nereden ekmek yiyecekler?” dedi.

Galinos başka bir yerde “Bu insanların kadınları adamları gibi savaşırlar. Bütün kuvvetleri kollarına gitsin, bedenleri hafiflesin ve atlar üzerine sıçrayıp binebilsinler diye bu kadınlar memelerinin birini kesmişlerdir” der.

Hipokrat, bir kitabında bu kadınlardan bahseder. Ve onlara, Amazonlar der. Bu kelimenin manası tek memeliler demektir. Zira diğer memelerini kesmişlerdir. Memelerinden birini bırakmalarının sebebi çocuklarını emzirmek, nesli devam ettirmektir.

Görüldüğü gibi Fadlan’ın tanıklığında, bilinen bazı özellikleri yanında çok enteresan ve ilgi çekici başkaca bilgiler de yer almaktadır. Elbette, çevirmenin de dip notlarda yaptığı uyarı gibi bazı yerlerde yazarın uydurma ve abartı yaptığını da dikkate alarak bir değerlendirmede bulunmak daha doğru olacaktır.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir