Montesquieu’nun doğal hukuk kuramı

Aydınlanma döneminin ilk ve en büyük sosyologu sayılan Montesquieu’nun (1689- 1755) sosyolojik önemi toplumları sınıflandırması ve yasalara gösterdiği ilgiden gelmektedir. Toplumun bir sözleşme ile oluştuğu görüşünü reddeden ve insan toplumda yaşamak için yaratılmıştır diyerek ona doğallık atfeden Montesquieu, toplumu temel unsurları iklim ve coğrafya olan ve çeşitli unsurların yalnızca bütünde anlam bulduğu bir sistem olarak düşünmektedir. Yapay toplum yaklaşımına olduğu kadar onun dayandığı doğal hukuk kuramına da karşı çıkan Montesquieu yasaları nesnelerin doğasından türeyen zorunlu ilişkiler olarak tanımlamaktadır. Bu itibarla doğal hukuk kuramından ilk önemli kırılma Montesquieu ile olmuştur.

Doğal hukuk kuramı, hukukun kaynağının insan iradesi değil doğa olduğunu, dolayısıyla hukukun akla uygun ve evrensel olduğunu savunan kuramdır.

Montesquieu doğa kanunları ile insanlar tarafından yapılan kanunları birbirinden ayırmaktadır. Ona göre doğa kanunları, insanın toplum öncesi durumunu gözleyerek en iyi inceleyebileceğimiz kanunlar olup dört tanedir. Sıralama olarak değilse bile diyor Montesquieu önem bakımından ilki, insanın içine bir yaratıcı fikrini nakşeden ve insanı ona yönelten kanundur. İkincisi barıştır. Üçüncüsü insanı yemek bulmaya iten kanundur. Son olarak toplum içinde yaşama arzusu, dördüncü doğal kanundur. Her ne kadar toplum içinde yaşama arzusu ve barış birer doğal kanun olsalar da insanların toplum hâlinde yaşamaya başlamasından itibaren gerek bireyler arasında gerekse milletler arasında savaş durumu oluşur. Hobbes’un savaş hâlini doğa durumu ile özdeşleştirmesini eleştiren Montesquieu daha ziyade Rousseau ile benzer bir yaklaşım ile savaşa toplum hâlinde yaşamanın bir özelliği olarak işaret eder. Toplum hâlinde yaşamanın beraberinde getirdiği savaş hâli insanları pozitif yasalar yapmaya sevk etmiştir, der. Bu çerçevede ortaya çıkan yasaları üç tipe ayırmaktadır. İlki uluslararası hukuk olup ulusların aralarındaki ilişkileri düzenlemek üzere koydukları kanunları içermektedir. İkincisi siyasi hukuk olup bir toplumda yönetimi oluşturmak ve yönetenler ile yönetilenlerin ilişkilerini düzenlemek üzere oluşturulan kanunlardır. Üçüncüsü medeni hukuk olup bir toplumdaki yurttaşların kendi aralarındaki ilişkileri düzenlemeyi öngörmektedir.

Montesquieu bir toplumdaki kanunlar ile yönetimin doğası ve ilkesi arasında bağ olduğunu, dahası olması gerektiğini savunmaktadır. Örneğin, demokraside kanunlar eşitliği sağlamayı ve korumayı hedeflemeli ve de azla yetinmeyi teşvik etmelidir. Monarşide kanunlar, asaleti ayakta tutmak için çalışmalıdır. Buna karşılık ilkesi korku olan despotizmde halk utangaç, korkak ve cahil olduğundan fazla sayıda kanun gerekmez. Kısacası Montesquieu bir ülkedeki kanunların o ülkedeki yönetimin ilkesi ile uyumlu olması gerektiğini yani bir ülkenin kanunları o ülkenin savunma ve saldırı gücüyle, iklimiyle, arazisinin tabiatıyla, örf-âdet ve gelenekleriyle, nüfusuyla, ekonomik meşguliyetleriyle, diniyle ilişkili olup bu hususları gözetmesi gerektiğini savunmaktadır.

Son olarak Montesquieu’nun hukuk, devlet ve toplum üzerine söylediği efsane sözlere buradan ulaşabileceğiniz belirtelim.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.