Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar

Uzun zamandır, gençliğimde okuyamadığım dönemin çok okunan kitaplarını okumaya gayret ediyorum. Bu kapsamda Emine Şenlikoğlu’nun, Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar kitabını da okumak istedim.

Genelde okuyacağım kitapları özenle seçerim. Bunun için de öncesinde bir araştırma yaparım. İşte bu kitap için yaptığım araştırma sonucunda karşıma çıkan bilgilerde, kitapta; “Eskiden Müslümanlar’ı yoketmek için, öldürmek kâfi idi. Fakat, durum şimdi tamamen değişti, kafirler şöyle diyorlar: “Müslüman’ı öldürmeye lüzum yok, inancını öldürürsek fikri bizim olur, fikri bizim olunca da hem bir Müslüman eksilir, hem de biz, bir tane adam kazanmış oluruz.” Fikri (inancı) öldürme metotları, tuzakları gayet basit: Sorular…” ifadesinin geçtiğini gördüm. Bunu görünce çok şaşırdım. Zira, Kuran’ı bir defa bile okumuş bir kişinin, Allah’ın öğretileri, bir çok yerde soru-cevap şeklinde sunduğunu görmüş olması gerekirdi diye düşündüm. Kuran-ı Kerim’de bir çok yerde; “Sana … hakkında sorarlar. De ki…” şeklinde bir terkip vardır. Öncelikle Kuran’ın, soruya ne kadar önem verdiğini bilmek gerekir.

Soru sormak için önce, az da olsa bir bilgi ve onun üzerinde akletme gereği vardır. Kuran, neredeyse baştan sona; “efela tetefekkerun”, (Hiç tefekkür etmez misiniz, hiç düşünmez misiniz?) ve “efela ta’kilun” (Hiç akletmez misiniz?) ayetlerini içerir. Dolayısıyla soru sormak, kişinin imanını eksiltmez, artırır.

Yazar, devamında; “İslâm’ı bilmeyen gençlerin beynine balyoz gibi inen sorular. Cevabı veremeyen gencin param parça olan zihni ve sonra kocaman bir isyan: “Ben artık inanmıyorum.” Sen, daha önceden de inanmıyordun, inandığını zannediyordun.” diyor. Şimdi hem, “Gençliğin imanını çaldılar.” diyeceksin hem de; “Sen, zaten inanmıyordun.” diyeceksin. Bu ne yaman çelişki. Eğer, gençliğin imanının çalındığına inanıyorsan, kitabın kurgusunu onun üzerine yapar ve onu imanına geri döndürmek için çaba sarf edersin. Yok eğer, hedef kitlenin zaten imansız olduğunu düşünüyorsan, bu sefer onları imana davet edersin. Bu ikisi, bambaşka argümanlar ve içerikler gerektiren önermeler.

Devam ediyoruz alıntılara. Yazar, okuyucuyu kitaba katmak için Necmettin Erbakan’dan aldığını düşündüğüm bir taktikle hayali bir karakterden üzerinden örnekler veriyor. X kuşağı çok iyi bilir ki; rahmetli Erbakan da düşüncelerini, “Kasketli Hüsnü” üzerinden anlatırdı. Yazar, Aysel adındaki bir kıza, parmak izi üzerinden Allah’ın varlığını anlatıyor. Sonra, Allah’ın neden görünmediğini ise atomlar ve elektronlar üzerinden anlatmaya çalışıyor. Şimdi başa geri dönelim. Ne diyordu Şenlikoğlu; “Kafirler, müslümanların imanını yok etmek için sorularla kafasını karıştırıyor.” Kim bu kafirler? Başka yerlerde de sıklıkla geçen Batı medeniyeti.

Şimdi gelelim kritik sorulara: Peki, Allah’ın varlığını ispatlamaya çalıştığın, parmak izini kim keşfetti? Allah’ın neden görünmediğini ispatladığın, atomun yapısını kim keşfetti? Kafir Batı medeniyeti. Eğer onların amacı senin dediğin gibi olsaydı bu çalışmaları yapmaz, sen de bunu bilmediğin için örnek veremez ve kimseyi imana getiremezdin. Demek ki, eğer bir gencin imanına sebep olduysan bunda, senden daha çok o kafirlerin payı var demektir. Bu tespitlerden sonra kitabı listemden çıkardım.

İlgili kitap, 1984 yılında basılmış. Tam da o yıllarda, aşağı yukarı aynı düşünce sistematiğine sahip bir cemaat örgütlenip, palazlanmaya başlamaktadır. Hatta, sadece bir cemaat değil 12 Eylül sonrası bütün cemaatlerde bir kendine güven gelmiş, hareketlenme başlamıştır. Bu cemaatlerin ortak noktası, soru sormamak ve yukarıdan gelen bilgiyi aşağıya nakletmekten ibarettir. Bu manada aslında yoktur birbirlerinden farkları. Bir çok cemaat, gurbetçiler üzerinden sağlanan maddi desteklerle kurulan ticarileşme furyası ile büyümeye başladılar. Ayrıca rahmetli Uğur Mumcu’nun, Rabıta’da ifade ettiği gibi 12 Eylül’ün cemaatleri birbirine yakınlaştırması da bu güçlerine güç kattı. Buna, darbe sonrası kurulan ANAP hükumetlerinin sağladığı liberalleşme ortamının da destek sağladığını söyleyebiliriz.

Ve heyhat, tarihler 2010’a geldiğinde Şenlikoğlu’nun bu kitabını elinden düşürmeyen bir zihniyetin meseleyi yanlış anladıklarından mıdır bilmem, gerçekten gençlerin imanını sorularla çaldığını görecektik. Daha sonra FETÖ üyesi olacak olan zamanın “hizmet erleri”, KPSS sınavında soruları çalıp, kendi adamlarının kamuya yerleşmesini sağlayacaklardır. Bu durum, imanlı ancak dindar olmayan gençleri bir paradigma değişikliğine götürecek ve ateist/deist olmaya başlayacaklardı. Çünkü eğer mensubu oldukları din, böyle bir sonuç doğuruyorsa haklı olarak, ben bu dinde yokum diyeceklerdi.

Sonuç itibariyle, aklı öteleyen, bilimi aşağılayan ve soru sormayı münafıklık alameti sayan bir inanç sisteminin geldiği nokta, soruları çalarak gençliğin imanını da çalmış olmalarıdır. Buna; kaderin bir cilvesi mi denir, Allah’ın tokadımı, yoksa İsmet Özel’in dediği gibi iddiasından vurulma mı? Hangisi olursa olsun, kaybeden yine dindarlar olmuştur. Çünkü yüzyıllardır dindarlara karşı duyulan pozitif ön yargı, yerini negatif ön yargıya bırakmıştır.

Son olarak, yukarıda bahsettiğimiz dinin, uydurulan din olduğunu, bilakis indirilen gerçek dinin; ilime, bilime, sorgulamaya ve akletmeye ne kadar önem verdiğini hatırlatalım. Eğer Müslümanlar; kimin söylediği belli olmayan, kulaktan kulağa dönüşüp gelen hurafelerden vazgeçip Kuran’a geri dönerse, işte o zaman; Hazreti Peygamber ile özdeşleşen Kamil İnsan modeline kavuşur ve Ulu Önder Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesine erişebiliriz.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.