Kartal yavrusunun hazin sonu

Dört tavuk bir kartal yuvasına gidip bir yumurta çaldılar. Yumurtayı kümese getirdiklerinde, kümeste bulunan diğer tavuklar gördükleri bu yumurtanın çok büyük bir tavuğa ait olduğunu düşündüler. Zaman geçti, yumurtayı getirenler de unuttu, onlar da bu yumurtanın büyük bir tavuğa ait olduğunu inandılar.

Bir anne bulundu yetim yumurtaya, kuluçka başladı. Kısa bir zaman sonra yumurta kırıldı. İçinden simsiyah kanatlı, ilginç gagalı tuhaf bir tavuk çıktı. Herkes mutluydu, böylesini ilk defa görmüşlerdi. Anne tavuk, dersler vermeye başladı yavrusuna:

  • “Bak yavrum, yerden bulduğun böceği şöyle ye. Arpayı buğdayı böyle ye.”

Anne tavuk her geçen gün yeni şeyler öğretiyordu yavrusuna. Büyük tavuk annesinin her söylediğini yapıyordu. Tehlikelere karşı nasıl davranılacağını da öğretti annesi:

  • “Bak yavrum, eğer kedi buradan gelirse aksi istikamete doğru kaç, şuradan gelirse buraya kaç.”

Büyük tavuk büyüdükçe güzelleşiyordu. Oldukça uzun kanatları vardı. Diğer tavuklar onun kanatlarına bakmak için geliyorlardı.

Bir gün anne tavuk yavrusuna havadan gelen tehlikelere karşı kendini nasıl savunacağını anlatırken büyük tavuğun gözü, gökyüzünde çok yukarılarda süzülerek korkunç bir ihtişamla uçan başka bir canlıya ilişti.

  • “Anne bu ne?” dedi.

Anne tavuk;

  • “Ha o mu? O kartal yavrum, kuşların padişahı.”
  • “Ne de güzel uçuyor.” deyip iç geçirdi yavru.
  • “Evet yavrum ama sen sakın ona özenme. Asla onun gibi olamazsın. Sen bir tavuksun. Senden önce baban, deden, amcan hepsi ona özendi ama hiç biri onun gibi uçamadı.”

O günden sonra kara tavuk, ömrü boyunca arka bahçede kartalın ihtişamlı geçişini izleyip iç çekti ve her seferinde,

  • “Keşke bende bir kartal olup uçabilseydim.” dedi.

Yine bir gün siyah uzun kanatlı büyük tavuk, ihtişamlı kartalı izlerken ölüp gitti.

Onu bir tavuk gibi defnettiler; ki hakikatte ölen bir kartaldı.

Etienne de La Boétie, Gönüllü Kulluk kitabında der ki; “Eğer iki kuşak köleleştirilirse, bundan sonra gelen kuşak, özgürlüğü hiç görmeyip tanımadığından dolayı, pişmanlık duymadan hizmet eder ve ondan öncekilerin zorla yaptıklarını seve seve yerine getirir. Boyunduruk altında doğan insanlar, kulluk, kölelik içinde büyütülüp eğitilirler. Dolayısıyla bu insanlar, siyasal iktidarı yıkmaya yönelik herhangi bir eyleme kalkışamazlar. Böyle bir eylemin gerektirdiği özgür düşünceden, özgür iradeden yoksundurlar. Kurulu düzeni sevip benimsemekte ve sürdürdükleri yaşamın dışında başka yaşam biçimleri olduğunun ya da olabileceğinin bile farkına varamazlar. Oysa, boyunduruk altında doğup özgürlüğün gölgesini bile göremeyip köle olmak kadar kötü bir şey olamayacağı açıktır. Çünkü insanların, içinde bulundukları durumu doğal karşılayıp benimsememeleri için onlara belli değer ve davranış kalıpları, belli bir dünya görüşü aşılamak gerekir. Bu gönüllü kulluğun yok edilmesi yine, iktidarın elindedir.”

Süleyman ÜSTÜN

Kamu Yönetimi Mezunu, Bilişim Uzmanı, Kuran Araştırmacısı, Sinemasever ve Sosyoloji Öğrencisi.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir