Dünya yuvarlaktır ve yuvarlak olarak kalacaktır!

Dünyada yaşayan insanlara sorsanız, kahir ekseriyeti Dünya’nın yuvarlak olduğunu söyleyecektir. Fakat aramızda, Dünya’nın yuvarlak değil düz olduğunu söyleyen ve bunu savunan insanlarda var.

Hal böyle olunca; sorgulanmayan hiç bir düşüncenin değerli olmadığını ilke edinen benim gibileri dert sarıyor. Her ne kadar başlıkta ihsas-ı rey yapsam da bugün, birlikte bu iddiaları, kanıtlar üzerinden test edip her zamanki gibi gerçeğin peşinden koşacağız.

Antik Çağ’da Dünya

Çok eskiden teknolojinin henüz yaşamı sarmadığı dönemlere dünyanın şekli üzerinde çeşitli görüşler ortaya atılmıştı. Bazı kültürlerde dünyanın öküzün boynuzunda olduğu düşünüldü. Antik Yunan’da Atlas isimli Titan’ın Dünya’yı sırtında taşıdığına inanılırdı. Hatta bugün bile çocuklarımızın okullarda okuduğu, coğrafya haritalarının toplandığı kitaplara atlas ismi verilmektedir. Bu Yunan mitolojisinden bize kalan mirastır. Antik Mısır’da Dünya’yı bir kutu gibi düşünürlerdi.

Antik çağdan modern çağlara geçiş yapıldı ve durum değişmeye başladı. MÖ 570 – 495 yılları arasında yaşamış, İyonyalı filozof, matematikçi ve sonradan Pisagorculuk olarak anılacak akımın kurucusu olan Pisagor (Pythagoras), Dünya’nın yuvarlak olduğunu ilk öne süren kişi oldu. Denizlerde ilerleyen gemileri gözlemleyerek, ufukta kaybolduklarını gördü ve bunun ancak Dünya’nın eğimli olması varsayımıyla bu düşünceyi ortaya attı. Tabi başına gelenler; bugün “Dünya düzdür” diyenlerin başına gelenlerle kıyaslanamaz bile. Onu; MÖ 384 – 322 yılları arasında yaşamış kısaca Aristo olarak bildiğimiz Antik Yunan filozofu Aristoteles destekledi. Milattan sonra 973 – 1051 yıllarına gelindiğinde; Gökbilim, matematik, doğa bilimleri, coğrafya ve tarih alanındaki çalışmalarıyla tanınan Fars bilgin ve hezârfen el-Birûnî, basit Trigonometrik ölçümlerle, Dünya’nın küre şeklinde olduğunu ve Ay’ı gözlemleriyle birleştirerek kendi ekseni etrafında döndüğünü fark etti. Prusyalı bilim adamı Nicolaus Copernicus (1473 – 1543)’da bu tezi onaylayanlar arasında yer almıştır. Sonraları Kristof Kolomb olarak ün yapacak olan Cenovalı kaşif Christopher Columbus (1451 – 1506) ise bunu test etmek için sürekli aynı yönde ilerleyerek Dünya’nın sonunu bulmak üzere pusulasını eline aldı ve gemisiyle İspanya’dan Atlas Okyanusuna açıldı. Kolomb’un Hindistan’a varmak isterken Amerika Kıtası’nı bulması ise tarihin önemli kilometre taşlarından biridir. Benzer bir keşfi; Portekizli denizci Ferdinand Macellan (1480 – 1521)’da Pasifik Okyanusun’da denemiş ve Dünya’nın ucuna ulaşamamıştır.

Harita ve denizlerden bahsedip Pîrî Reis‘i anmamak olmaz. Dünyanın yuvarlak olduğuna bir başka kanıt ise; kitabını da bizzat okuduğum araştırmacı Metin Soylu’nun 1470 – 1553 yıllarında yaşamış Türk’ü denizcimiz Ahmet ibn-i el-Hac Mehmet El Karamani’nin yaptığı haritanın günümüze erişebilen parçası üzerinden yaptığı çalışmalardır. Bu çalışmaya göre harita üzerinde yer alan yıldızların örüntüsünü tamamlandığında 16 gen bir yapı ortaya çıkıyor ve günümüz haritalarıyla neredeyse tam olarak oturan bir harita ortaya çıkıyor.

Modern Çağlarda Dünya’nın Şekli

Bir yüzyıl sonra Aydınlanma Çağı’nın şafağı sökmek üzereyken; Rönesans’ın fitilini ateşleyen İtalyan astronom, fizikçi, mühendis, filozof ve matematikçi Galileo Galilei (1564 – 1642) ortaya çıkacak ve icat ettiği teleskobu ile gökyüzünü insan gözünden kat ve kat fazla detaylı Ay’ı ve Jüpiter’i gözlemlerken bütün gök cisimlerinin yuvarlak olduğunu görmüştür. Bu Dünya’nın da yuvarlak olmasına en büyük kanıtı oluşturmuştu.

Ve tarihler 24 Ekim 1946’yı gösterdiğinde ise İkinci Dünya Savaşı’nın sıcak ortamında Almanya ve ABD’de roket teknolojinin gelişmesini sağlayan önemli bir bilim insanı Wernher von Braun (1912 – 1977) tarafından geliştirilen ve tüm modern füzelerin atası ve Ay’a gönderilen Saturn V roketinin doğrudan öncüsü olan V-2 roketi tarafından çekilen resim herşeyi apaçık bir şekilde ortaya serdi. Bu, Dünya’nın uzaydan çekilen ilk resmiydi ve bu resimde Dünya yuvarlak görünüyordu. Ancak yine bir sorun vardı. Tek fotoğraf karesi vardı ve çekim açısına göre öyle görünüyor da olabilirdi. Sonraki roketlerde, Amerikalı mühendis Clyde Holliday tarafından geliştirilen kamera takılarak birden fazla fotoğraf çekilmesi sağlanmış ve ortaya Dünya’nın yuvarlak olduğuna dair en net kanıt ortaya çıkmıştı.

Peki bunca gelişme sonrasında neden yeniden geriye dönülmüş ve Dünya’nın düz olduğu fikri gelişmişti? 1827 – 1909 yılları arasında yaşamış Amerikalı bir başka mühendis olan Alexander Gleason bir harita yaparak Dünya’nın düz olduğunu savunmuş ve bu harita iletişimin arttığı 20. yüzyılda hızla yayılmaya başlanmıştı. Bu haritada karalar düz olarak ortada toplanmış ve kenarlarda buzullar sınırları oluşturmaktadır. Aslında günümüzdeki Dünya Düzcüler’in de öne sürdüğü tüm deliller bu haritaya dayanmaktadır. Ufuk çizgisi, Ay’ın ve Güneş’in hareketleri gibi açıklamalar hep bu harita varsayımı üzerinden yapılmaktadır.

Öne sürülen iddiaları gece ve gündüzün durumu, Ay’ın ve Güneş’in dönüşü, Ay Tutulması ve Güneş Tutulması gibi olayları her iki iddiaya göre deşeleyip meseleyi çok daha netleştirmek isterdim ancak 21. yüzyıla gelindiğinde Amerika Birleşik Devletleri Uzay Programı (NASA), Sovyet Uzay Programı ve Roskosmos (Rusya Devlet Uzay Etkinlikleri Kuruluşu), (Avrupa Uzay Ajansı) ESA, Hindistan Uzay Araştırma Organizasyonu (HUAÖ) ve onlarca başka kuruluşun yürüttüğü binlerce uzay programı ortadayken daha fazla uzatmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum.

İlahi Metinlerde Dünya’nın Şekli

Tabi bir de olayın dini boyutu var. Kutsal metinlerde bu duruma atıfta bulunan ayetler var. Tevrat ve İncil kısmını geçip Kuran’da bu konuda işaretler va rmı diye bakalım şimdi de. Allah-u Teala, Nâzi’ât Suresi 30. Ayet Diyanet Vakfı Meali, “Ondan sonra da yerküreyi döşedi.” diye çevirse de Süleyman Ateş, Yaşar Nuri Öztürk gibi isimler “Bundan sonra da yeri yayıp deve kuşu yumurtası biçiminde yuvarlattı.” anlamını vermişlerdir. Henüz duymamış olanlar için kutupların yarıçapının (6.357 km), Ekvator’un yarıçapından (6.378 km) 21 km daha kısa olduğu için Dünya’nın geoit yani devekuşu yumurtasına benzediğini hatırlatalım.

Ayrıca, Zümer Suresi 5. Ayet’ta yüce Allah; “Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine sarıyor. Güneşi ve ayı emri altına almıştır. Her biri belli bir süreye kadar akıp gider. Dikkat et! O, azîzdir, ve çok bağışlayandır.” (Diyanet Vakfı Meali) buyurmuştur. Bu ayette geçen “sarıyor” kelimenin Arapçası “yükevviru” dur. Bu kelime küre kelimesiyle de aynı kökten gelmektedir ve ayetin sanki Dünya’ya uzaydan bakan birisinin bakış açısıyla Dünya’yı tarif ettiği anlaşılıyor. Ayetin devamında ise Güneş ve Ay’dan bahsedilmesi ve bugünkü manada bir yörüngeden bahsetmesi bir de buna “Dikkat et!” diye uyarmasını da eklediğimizde bu ayetin de Dünya’nın yuvarlak olduğunun işareti olarak kabul edebiliriz.

Sonuç olarak; Dünya’nın düz olduğu iddiası ortaçağ için geçerli bir iddia olmasına karşın bugün tartışılması gereksiz bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Dünya bilimsel bir gerçek olarak yuvarlaktır ve bunu destekleyen ilahi metinler de vardır. Sloganik yazıları ve konuşmaları hiç sevmesem de bu yazımı; başlığına da yazacak kadar uygun bulduğum bir sloganla bitirmek istiyorum: Dünya yuvarlaktır ve yuvarlak olarak kalacaktır!

Süleyman ÜSTÜN

Kamu Yönetimi Mezunu, Bilişim Uzmanı, Kuran Araştırmacısı, Sinemasever ve Sosyoloji Öğrencisi.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir